Turkish (Turkiye)Español (spanish formal Internacional)English (United Kingdom)Deutsch (DE-CH-AT)
Kitap

I. Derin Düşünme

1. Burada hayatın anlamsızlığının nasıl anlama ve bütünlüğe dönüştürüleceği anlatılıyor.
2. Burada neşe var, bedene, doğaya, insanlığa ve ruha sevgi var.
3. Burada kurbanlık, suçluluk duyguları ve öbür dünyanın tehditleri reddediliyor.
4. Burada dünyevi olan sonsuz olanla çelişmez.
5. Burada içsel bir ifşadan bahsediliyor ki buna, mütevazı bir arayış içinde dikkatlice ve derince düşünen herkes ulaşabilir.


II. Anlamaya İstekli Olmak

1. Nasıl hissettiğini biliyorum çünkü senin durumunu deneyimleyebilirim fakat sen anlattıklarımın nasıl deneyimleneceğini bilmiyorsun. Bu sebeple, eğer kendi çıkarımı düşünmeden sana insanoğlunu mutlu ve özgür kılan şeylerden bahsediyorsam, bunu anlamaya çalışmana değer.
2. Benimle münakaşa ederek anlayabileceğini sanma. Eğer söylediklerime karşı çıkarak anlayışının netleşeceğini düşünüyorsan bunu yapabilirsin fakat bu durumda uygun yol bu değil.
3. Şayet hangi tutumun uygun olacağını bana sorarsan, sana burada açıkladığım şey üzerinde acele etmeden ve derinlemesine düşünmendir derim.
4. Eğer yapman gereken daha acil işler olduğunu ileri sürersen, cevabım şudur ki, dileğin uyumak ya da ölmek olduktan sonra karşı koymak için hiçbir şey yapmayacağım.
5. Benim bunları sunuş biçimimden hoşlanmadığını da neden olarak gösterme çünkü sevdiğin meyvenin kabuğu için söylemezsin bunu.
6. Bana uygun gelen biçimde konuşuyorum, iç hakikatten uzak şeylere yönelenlerin isteyeceği biçimde değil.

 

III. Anlamsızlık

Pek çok gün şu büyük paradoksu keşfettim: kalplerinde başarısızlığı taşıyanlar son zaferi aydınlatıp ona ulaşabildiler ama kendilerini galip hissedenler solgun ve dağılmış bir hayatın bitkileri gibi yolun kenarında kaldılar. Pek çok günün sonunda karanlıkların en karanlığından ışığa öğretilerin rehberliğiyle değil derin düşünceyle ulaştım.
İlk gün kendime şöyle dedim:
1. Herşey ölümle sonlanıyorsa hayatın anlamı yoktur.
2. Eylemler harikulade de olsalar kınanabilir de olsalar, bunlar için gösterilen gerekçeler daima önünde boşluk bırakan yeni birer rüyadır.
3. Tanrı kesin olmayan birşeydir.
4. İnanç değişkendir, tıpkı akıl ve rüya gibi.
5. “Yapılması gereken şey” olgusu tamamen tartışmalıdır ve nihayetinde hiçbirşey hiçbir görüşü desteklemez.
6. Birşeye adananın “sorumluluğu”, adanmayanın sorumluluğundan daha büyük değildir.
7. Çıkarlarıma göre hareket ediyorum ve bu beni korkak da yapmaz kahraman da.
8. “Çıkarlarım” herhangi birşeyi haklı da kılmaz haksız da.
9. Benim “nedenlerim” başkalarınınkinden daha iyi ya da kötü değildir.
10. Acımasızlık beni ürkütür ama o ne bundan dolayı ne de kendi içinde iyilikten daha kötü ya da daha iyi değildir.
11. Benim ya da başkalarının bugün söylediği yarın geçersizdir.
12. Ölmek yaşamaktan ya da hiç doğmamış olmaktan daha iyi de değildir daha kötü de değildir.
13. Öğretiler yoluyla değil, deneyim ve derin düşünceyle keşfettim ki, eğer herşey ölümle sonlanıyorsa hayatın anlamı yoktur.

 

IV. Bağımlılık

İkinci gün.
1. Yaptığım, hissettiğim ve düşündüğüm hiçbirşey bana bağlı değil.
2. Değişkenim ve ortamın etkilerine bağlıyım. Ortamı veya “ben”imi değiştirmek istediğimde, ortam beni değiştiriyor. O zaman şehre veya doğaya, toplumsal kurtuluşa veya varlığıma gerekçe olacak yeni bir kavgaya yöneliyorum... Bu durumların hepsinde ortam beni şu ya da bu tutumu seçmeye zorluyor. Böylelikle çıkarlarım ve ortam beni olduğum yerde tutuyor.
3. O halde diyorum ki neyin ya da kimin karar verdiği önemli değil. Bu  durumlarda diyorum ki yaşamam gerekiyor, çünkü yaşama halindeyim. Tüm bunları söylüyorum ama bunları haklılaştıran hiçbir şey yok. Karar verebilir, tereddüt edebilir ya da sabit kalabilirim. Herhangi bir durumda geçici olarak birşey diğerinden daha iyidir ama nihayetinde ne ‘daha iyi’ vardır ne de ‘daha kötü.’
4. Şayet birisi bana derse ki ‘yemek yemeyen ölür’ ona ‘evet öyledir’ derim; ihtiyaçlarının zorlaması nedeniyle yemeye mecburdur ancak beslenmek için verdiği mücadele onun varlığına haklılık kazandırır demem. Bu kötüdür de demem. Basitçe derim ki bu bireysel ya da kolektif olarak hayatta kalmak  için gerekli bir şeyden ibarettir fakat son mücadele kaybedildiğinde anlamsızdır.
5. Ayrıca derim ki ben fakirin, sömürülenin, ezilenin mücadelesiyle dayanışma içindeyim. Derim ki bu özdeşleştirmeyle kendimi daha "gerçekleşmiş” hissediyorum ancak bu hislerin hiçbir şeyi haklı kılmadığını kavrıyorum.

 

V. Anlamdan Şüphelenme

Üçüncü gün.
1. Bazen daha sonra gerçekleşen olayları önceden bildim.
2. Bazen uzak bir düşünceyi kavradım.
3. Bazen hiç gitmediğim yerleri tarif ettim.
4. Bazen yokluğumda olanları birebir anlattım.
5. Bazen kocaman bir neşe beni hayret ettirdi.
6. Bazen tam bir kavrayış beni şaşkına çevirdi.
7. Bazen herşeyle mükemmel bir birlik beni kendimden geçirdi.
8. Bazen hayallerimi aralayıp hakikati yepyeni bir şekilde gördüm.
9. Bazen ilk kez gördüğüm bir şeyi daha önceden de görmüş olduğumu anladım.
...Ve bütün bunlar beni düşündürdü. Farkına varıyorum ki, bu deneyimler olmaksızın anlamsızlıktan çıkamazdım.

 

VI. Rüya ve Uyanış

Dördüncü gün.
1. Rüyada gördüklerimi, yarı-uyku durumunda gördüklerimi ya da uyanık durumda ama hayal kurarak gördüklerimi gerçek sayamam. 
2. Uyanıkken ve hayal kurmuyorken gördüklerimi gerçek kabul edebilirim. Bu duyularımın algıladıklarıyla değil, zihnimin düşünülen ‘veriler’ üzerinde yaptığı faaliyetlerle ilgilidir. Çünkü iç ve dış duyulardan ve hafızadan ham  ve şüpheli veriler aktarılır. Gerçek şu ki zihnim uyanıkken ‘bilir’ uykuda ise ‘inanır’. Nadiren gerçeği yeni bir şekilde görürüm ve o zaman normalde gördüklerimin bir rüya veya yarı rüya gibi olduğunu anlarım.
Uyanık olmanın gerçek bir yolu vardır. Bu benim şimdiye kadar burada söylenenler hakkında derinlemesine düşünmemi sağlayan şeydir ve varolan herşeyin anlamını keşfetmemi sağlayan kapıyı açmıştır.

 

VII. Güç’ün Varlığı

Beşinci gün.
1. Gerçekten uyanık olduğumda kavrayıştan kavrayışa tırmanıyordum.
2. Gerçekten uyanık olduğumda ve yükselişte enerjiye ihtiyacım olduğunda Güç’ü kendi kendimden temin edebiliyordum. Güç bütün bedenimdeydi. Bütün enerji bedenimin en küçük hücrelerine kadar içimde mevcuttu. Dolaşım halindeydi ve kandan daha hızlı ve daha yoğundu.
3. Enerjinin bedenimin etkin noktalarında odaklandığını, etkinlik olmadığında ise enerjinin orada olmadığını keşfettim. 
4. Hastalıklar sırasında hastalıktan etkilenen noktalarda ya enerji eksikliği ya da enerji fazlalılığı vardı. Fakat normal akışını yeniden sağlayabilirse pek çok hastalık gerilemeye başlıyordu.
Bazı halklar bunu biliyordu ve bugün bize garip gelen farklı yöntemlerle enerji akışını yeniden sağlıyorlardı.
Bazı halklar bunu biliyor ve bu enerjiyi diğerlerine aktarıyorlardı. Böylece kavrayışta ‘aydınlanmalar’ ve hatta fiziksel ‘mucizeler’ gerçekleştiriyorlardı.

 

VIII. Güç’ün Kontrolü

Altıncı gün.
1. Bedende dolaşan Güç’ü yönlendirmenin ve yoğunlaştırmanın bir yolu var.
2. Bedende kontrol noktaları vardır. Hareket, duygu ve fikir olarak bildiğimiz şeyler o noktalara bağlıdır. Enerji bu noktalarda işlediğinde motorsal, duygusal ve entelektüel tezahürler meydana getirir.
3. Enerjinin bedende daha içsel mi yoksa daha yüzeysel mi hareket ettiğine bağlı olarak derin uyku, yarı uyku veya uyanıklık halleri meydana gelir... Şüphesiz, dini resimlerde azizlerin (veya büyük uyanmışların) bedenlerini veya başlarını saran haleler, bazen daha dışsal olarak tezahür eden bu enerji fenomeniyle ilgilidir.
4. Gerçek uyanmışlık halinin bir kontrol noktası vardır ve Güç’ü o noktaya ulaştırmanın bir yöntemi var.
5. Enerji o noktaya taşındığında, diğer tüm kontrol noktaları farklı bir şekilde hareket eder.
Bunu anlayıp Güç’ü o üstün noktaya getirince, bütün bedenim büyük bir enerjinin darbesini hissetti, o enerji kuvvetle bilincime çarptı ve kavrayıştan kavrayışa tırmandım. Fakat şunu da gözlemledim ki, enerjinin kontrolünü kaybettiğimde zihnin derinlerine doğru da inebiliyordum. Ardından, bu iki zihinsel durum arasındaki ayrım çizgisini görünce, ’cennet’ ve ‘cehennem’ üzerine yazılmış efsaneleri hatırladım.

 

IX. Enerjinin Tezahürleri

Yedinci gün
1. Bu hareket halindeki enerji, bütünlüğünü koruyarak bedenden ‘bağımsız’ hale gelebiliyordu.
2. Bu bileşik enerji, temsil alanının içinde kişinin kendi bedeninin senestetik bir temsiline tekabül eden bir çeşit ‘çift bedendi.’ Zihinsel fenomenlerle ilgilenen bilimler, bu alanın varlığı hakkında, yani bedenin içsel duyularına ait temsiller hakkında yeterli bilgi veremiyorlardı.
3. Bu çiftlenen (yani bedenin ‘dışında’ hayal edilen veya maddi temelinden ‘ayrılmış’) enerji, kişinin bütünlüğüne bağlı olarak ya imge olarak çözülüyor ya da doğru temsil ediliyordu.
4. Şunu doğrulayabildim ki bu enerjinin ‘dışsallaştırılması’, yani bedeninin beden ‘dışında’ temsili, zihnin en düşük seviyelerinde bile meydana gelen birşeydi. Bu tür durumlarda, hayatın birincil bütünlüğüne yönelik bir saldırı, tehdit altındaki kişinin korunması için bu tepkiyi tetikliyordu. Bilinç düzeyi düşük ve içsel bütünlüğü tehlikede olan bazı medyumların transında bu tepkiler istemsiz olarak meydana geliyordu ve bu medyumlar bunları kendilerinin meydana getirdiğini kabul etmiyor, başka varlıklara atfediyorlardı.
Bazı halkların veya falcıların ‘hayaletleri’ veya ‘ruhları’, bu varlıkların etkisi altına girdiğini hisseden kişilerin ‘çiftlerinden’ (kendi temsilleri) başka birşey değildi. Güç’ün kontrolünü yitirdikten sonra zihinsel durumları kararınca (transta), bazen sıradışı fenomenler meydana getirebilen garip varlıkların yönlendirmesi altına girdiklerini hissediyorlardı. Şüphesiz, ‘cinlenmiş’ pek çok birey bu etkilere maruz kalmıştır. O halde belirleyici olan şey Güç’ün kontrolüydü.
Bu hem mevcut hayatıma hem de ölümden sonraki hayata dair kavrayışımı tamamen değiştirdi. Bu düşünceler ve deneyimler yoluyla ölüme inancımı giderek kaybediyordum ve o zamandan beri artık ona inanmıyorum, tıpkı hayatın anlamsızlığına inanmadığım gibi.

 

X. Anlamın Kanıtı

Sekizinci gün.
1. Uyanık hayatın gerçek önemi benim için apaçık hale geldi.
2. İçsel çelişkileri yıkmanın gerçek önemine ikna oldum.
3. Bütünlüğü ve sürekliliği başarmak üzere Güç’ü yönetmenin gerçek önemi beni neşeli bir anlamla doldurdu.

 

XI. Aydınlık Merkez

Dokuzuncu gün.
1. Güç’ün içinde bir ‘‘merkez’’den gelen ‘‘ışık’’ vardı.
2. Enerjinin çözünümünde merkezden uzaklaşma vardı, birleşiminde ve evriminde ise aydınlık merkez işleyiş halindeydi.
Eski halklarda ‘Güneş-Tanrı’ tapınımına rastlamak beni hiç şaşırtmadı ve anladım ki bazıları dünyaya ve doğaya hayat verdiği için bu göksel cisme hayranlık duyarken, bazıları da bu yüce cismi daha büyük bir hakikatın sembolü olarak gördü.
Daha da ileriye gidip bu merkezden sayısız nimetler alanlar oldu, ki bu nimetler ilhamlananların üzerine bazen alevler olarak inerken, bazen aydınlık küreler halinde geldi, bazense korku içindeki inananın önünde yanan çalılar olarak göründü.

 

XII. Keşifler

Onuncu gün.
Keşfettiklerim az sayıda ama önemliydi. Şöyle özetleyeceğim:
1. Güç bedenimde istem-dışı olarak dolaşıyor ama bilinçli bir çabayla yönlendirilebilir. Eğer insanoğlu bilinç düzeyinde kontrollü bir değişim gerçekleştirirse, kendilerini bilince empoze ediyor gibi görünen ‘doğal’ koşullardan kurtulmak için önemli bir fırsata sahip olur.
2. Bedende çeşitli faaliyetlere yönelik kontrol noktaları vardır.
3. Gerçek-uyanıklık hali ile bilincin diğer seviyeleri arasında fark vardır.
4. Güç gerçek uyanma noktasına yöneltilebilir (‘Güç’ten anladığımız şey bazı imgelere eşlik eden zihinsel enerjidir ve ‘noktadan’’ anladığımız şey ise bir imgenin temsil alanında bulunduğu belirli bir yerdir).
Bu çıkarımlar eski halkların dualarındaki büyük bir gerçeğin tohumunu  görmemi sağladı. Bu sonradan dışsal ritüellerle ve uygulamalarla karanlıkta kalmış bir gerçektir ve bu yüzden insanlar normalde mükemmel bir şekilde yapıldığında onları aydınlık kaynağıyla bağlantıya geçiren o içsel çalışmayı geliştirememişlerdir. Sonunda anladım ki ‘keşiflerim’ aslında keşif değildi; çelişkisiz bir şekilde ışığı kendi kalplerinde arayan herkesin ulaştığı içsel ifşayla alakalıydılar.

 

XIII. İlkeler

İçsel ifşa şimşek gibi çaktığında, hayata ve şeylere karşı tutum farklıdır.
Adımları yavaş yavaş takip ederek, söyleneni ve söyleneceği düşünerek anlamsızlığı anlama dönüştürebilirsin. Hayatınla ne yaptığın önemsiz değildir. Yasalara tabi olan hayatın, aralarında seçim yapabileceğin olasılıklar sunar. Ben sana özgürlükten bahsetmiyorum. Sana özgürleşmekten, hareketten, süreçten bahsediyorum. Sabit bir şey olarak özgürlükten değil, tıpkı şehrine yaklaşan kişinin geride bıraktığı yoldan özgürleşmesi gibi adım adım özgürleşmekten bahsediyorum. O halde ‘yapılması gereken’ uzak, anlaşılmaz, geleneksel bir ahlaka değil, yasalara bağlıdır: hayatın, ışığın, evrimin yasalarına.
İşte içsel bütünlük arayışınızda size yardımcı olabilecek ‘İlkeler’:
1. Şeylerin evrimine karşı gelmek kendine karşı gelmektir.
2. Bir şeyi bir amaca zorlarsan tam tersi sonucu alırsın.
3. Büyük bir güce karşı koyma. O zayıflayıncaya kadar geri çekil, sonra kararlılıkla ilerle.
4. Herşey birlikte ilerlediğinde iyidir, ayrı ayrı değil.
5. Eğer gece ile gündüz, yaz ile kış, hepsi senin için iyiyse, çelişkileri aşmışsın demektir.
6. Zevkin peşinden gidersen ıstıraba mahkum olursun. Fakat sağlığına zarar vermediğin sürece, fırsat çıktığında sınırsızca tadını çıkar.
7. Bir amaç güdersen, zincirlenirsin. Fakat her yaptığın şeyi kendi içinde bir amaçmış gibi yaparsan kendini özgürleştirirsin.
8. Çelişkilerini çözmek istediğinde değil, onları en köklerine kadar anladığında yok edersin.
9. Başkalarına zarar verirsen, zincirlenmiş halde kalırsın. Fakat başkalarına zarar vermezsen, her istediğini özgürce yapabilirsin.
10. Başkalarına kendine davranılmasını istediğin şekilde davranırsan özgürleşirsin.
11. Olayların seni hangi gruba mensup kıldığı önemli değil, önemli olan senin hiçbir grubu seçmemiş olduğunu anlayabilmendir.
12. Çelişkili eylemler de tutarlı eylemler de senin içinde birikir. Eğer içsel bütünlüğe dayalı eylemleri tekrar edersen, artık hiçbir şey seni durduramaz.
Yolunda hiçbir dirençle karşılaşmayan bir doğa gücü gibi olacaksın. Zorluğu, sorunu, uygunsuzluğu ‘çelişkiden’ ayırt etmeyi öğren. İlk belirtilenler seni harekete geçirirken ya da uyandırırken, diğeri seni kapalı bir dairede hareketsiz bırakır.
Kalbinde büyük bir güç, neşe ve iyilik bulduğunda veya kendini çelişkilerden uzak ve özgür hissettiğinde hemen içinden şükret. Tam tersi koşullarla karşılaştığında ise inançla istekte bulun ve o biriktirdiğin şükran dönüşmüş ve faydası artmış şekilde sana dönecektir.

 

XIV. İçsel Yolun Rehberi

Buraya kadar açıklananları anladıysan basit bir çalışma ile Güç’ün tezahürünü deneyimleyebilirsin. Fakat bu birşeye karşı aşağı yukarı doğru zihinsel tutumu almaktan (teknik bir işe yaklaşımda olduğu gibi) ziyade, şiirin ilham ettiği duygusal ton ve açıklık haline girmek gibidir. Bu nedenle, bu gerçekleri aktarmak için kullanılan dil, içsel algılamanın fikrinden ziyade ‘içsel algılamanın’ kendisine ulaşmayı kolaylaştıran bir durum yaratmaya yöneliktir.
Şimdi sana açıklayacaklarımı dikkatle takip et çünkü bunlar Güç’le çalışma yaptığında karşılaşabileceğin içsel manzarayla ve zihinsel hareketlerine verebileceğin istikametlerle ilgilidir:
‘‘İçsel yolda karanlık veya aydınlık bir hal içinde yürüyebilirsin. Karşına çıkan bu iki yola dikkat et.
Varlığının karanlık bölgelere doğru gitmesine izin verirsen, bedenin savaşı kazanır ve hakim olur. Ardından, ruhların, güçlerin, anıların duyumları ve görüntüleri ortaya çıkar. Bu yolda sürekli alçalınır. Burada Nefret, İntikam, Gariplikler, Sahip Olma, Kıskançlık ve Sabitlik Arzusu vardır. Eğer daha da aşağı inersen Hayal Kırıklığı, Gücenme ve insanlığı parçalayıp ölüme götürmüş olan bütün o hayaller ve arzular seni ele geçirir.
Eğer varlığını aydınlık yöne yönlendirirsen, her adımda direnç ve yorgunluk bulursun. Yükseliş esnasındaki bu yorgunluk için suçlanabilecek şeyler vardır. Hayatın ağırdır, hatıraların ağırdır, geçmiş eylemlerin yükselişi engeller. Duruma hakim olma eğiliminde olan bedenin nedeniyle bu tırmanış zordur.
Yükseliş adımları sırasında saf renklerle ve duyulmamış seslerle dolu garip bölgelere rastlanır.
Ateş gibi etki eden ve hayaletleriyle korkutan saflaşmadan kaçma.
Korkmayı ve ümidinin kırılmasını reddet.
Alçak ve karanlık bölgelere kaçma arzusunu reddet.
Anılara bağlılığı reddet.
İçsel olarak özgür, manzaranın hayaline karşı duyarsız ve yükselişte kararlı kal.
Yüksek sıradağların zirvelerinde saf ışık görünür ve tanınmaz ezgiler arasında  kristalimsi ovalara ve çayırlara bin renkli sular akar.
Seni kendi merkezinden her defasında daha güçlü bir biçimde uzaklaştıran ışığın baskısından korkma. Onu bir sıvıymış veya rüzgarmış gibi içine al çünkü onun içinde kesinlikle hayat vardır.
Büyük sıradağlardaki saklı kenti bulduğunda giriş kapısını tanıman gerekir. Ama bunu hayatının dönüştüğü anda bileceksin. Onun devasa duvarları şekillerle, renklerle yazılmıstır ve ‘hissedilirler.’ Bu kentte yapılmış olan ve yapılacak olan tutulur... Ama saydam olan senin içsel gözüne mattır. Evet, o duvarlar senin için aşılmazdır!
Saklı kentin Güç’ünü al. Yoğun yaşamın dünyasına alnın ve ellerin aydınlık olarak dön.

 

XV. Huzur Deneyimi ve Güç’ün Geçişi

1. Bedenini tamamen rahatlat ve zihnini sakinleştir. Sonra şeffaf ve aydınlık bir kürenin yukarıdan sana doğru indiğini ve kalbine yerleştiğini hayal et. Kürenin artık bir imge gibi görünmeyip göğsünün içinde bir duyuma dönüştüğü anı bileceksin.
2. Kürenin duyumunun nasıl kalbinden yavaşça bedeninin dışına doğru yayıldığını ve nefesinin nasıl giderek tamlaştığını ve derinleştiğini gözlemle. Bu duyum bedenin sınırlarına ulaşınca orada durup bu içsel huzur deneyimini yaşamayı seçebilirsin. Bu halde istediğin kadar kalabilirsin. Sonra küreyi küçültmeye başla (başlangıçta olduğu gibi onu kalbine kadar küçült), bırak küre gitsin ve sakin, rahatlamış bir şekilde egzersizi bitir. Bu çalışmanın adı ‘‘huzur deneyimi’’dir.
3. Fakat eğer Güç’ün geçişini deneyimlemek istersen, yayılımı küçültmek yerine büyütmeye devam etmeli, duygularının ve tüm varlığının onu takip etmesine izin vermelisin. Dikkatini soluyuşuna odaklamaya çalışma. Sen  bedeninin dışındaki yayılımı takip ederken bırak soluğun kendi kendini idare etsin.
4. Şunu tekrarlamalıyım: Bu tür anlarda, dikkatin yayılan kürenin duyumunda olmalıdır. Eğer bunu başaramazsan durup başka bir zaman denemen daha uygun olur. Geçişi gerçekleştiremesen bile, her halükarda ilginç bir huzur duyumu deneyimleyebilirsin.
5. Fakat eğer daha da ilerlemişsen, geçişi deneyimlemeye başlayacaksın. Ellerinden ve bedeninin diğer bölgelerinden her zamankinden farklı tonda bir duyum gelecek. Sonra artan dalgalar algılayacaksın ve kısa bir süre sonra güçlü imgeler ve duygular ortaya çıkacak. O anda bırak geçiş gerçekleşsin...
6. Güç’ü aldığında, sahip olduğun alışılmış temsil moduna bağlı olarak ışık ya da garip sesler algılayacaksın. Her halükarda önemli olan bilincin genişlemesi deneyimidir ve bunun göstergelerinden biri  artan berraklık ve olan biteni anlama yeteneği olacaktır.
7. Kürenin küçüldüğünü ve tıpkı başlangıçta geldiği gibi şimdi senden ayrıldığını hayal ederek bu özgün durumu istediğin zaman sonlandırabilirsin (eğer zamanın akışı içinde zaten dağılmadıysa).
8. Çok sayıdaki değişik bilinç hallerine hemen her zaman, daha önce tanımladıklarıma benzer mekanizmalarla ulaşıldığını anlamak ilginçtir. Fakat elbette bazen bunlar garip ritüeller ardına gizleniyor veya soluyuşu değiştiren ve genel iç beden duyumunu çarpıtan aşırı yorulma pratikleriyle, kesintisiz motor faaliyetlerle, tekrarlarla ve beden duruşlarıyla pekiştiriliyordu. Bu alanda, farklı yollarla işleyen ama benzer değişimler meydana getiren hipnozu, medyumluğu ve ilaçların etkilerini de bilmen gerekir. Bahsedilen tüm bu durumların özelliği kontrolsüzlük ve olan bitenin farkında olmayıştır. Bu tür prosedürlere güvenme ve bunları cahillerin, deneycilerin ve hatta, efsanelere göre, ‘aziz’lerin bile deneyimlediği basit ‘trans’ halleri olarak gör.
9. Tavsiyeleri izleyerek çalışmış olsan bile geçişi gerçekleştirememiş olabilirsin. Bu bir endişe kaynağı olmamalı, içsel ‘rahatlık’ eksikliğinin bir işareti olarak görülmelidir. Bu da büyük bir gerilimin, hayal kurma dinamiğindeki sorunların, özetle, duygusal davranış kalıbındaki bir bölünmenin bir yansıması olabilir... Ve bu bölünme günlük hayatınızın bir gerçeğidir.

 

XVI. Güç’ün Yansıtılması

1. Eğer Güç’ün geçişini deneyimlemişsen, çeşitli halkların benzer deneyimlere dayalı olarak ama aslında hiç anlamadan, daha sonra sürekli çoğalan ritüeller ve kültler geliştirdiklerini de anlayacaksındır. Bahsettiğimiz türde deneyimlerde pek çok kişi bedenlerinin ‘çiftlendiğini’ hissetmiştir. Güç’ün deneyimi onlara bu enerjiyi kendilerinin dışına yansıtabileceklerini hissettirmiştir.
2. Güç başkalarına ve onu alıp tutmaya özellikle ‘uygun’ olan nesnelere ‘yansıtılıyordu.’ Çeşitli dinlerin kutsal ayinlerinin gördüğü işlevi ve ayrıca Güç’le ‘yüklendiği’ varsayılan kutsal yerlerin ve rahiplerin önemini anlaman zor olmayacaktır eminim. Tapınaklarda bazı nesnelere inançla tapınıldığı ve bunlar etrafında törenler ve ayinler yapıldığı zaman, aslında bunlar tekrarlanan dualarla toplanan enerjiyi  inananlara ‘geri veriyordu.’ Temel içsel deneyim bu şeyleri anlamak için esas olduğu halde, bunlar için hemen her zaman kültüre, coğrafyaya, tarihe veya geleneğe özgü dış açıklamalar yapılması, insanlık realitesi hakkındaki bilgimizi sınırlıyor.
3. Güç’ün ‘yansıtılması’, ‘yüklenmesi’, ‘yenilenmesi’ konularına ileride döneceğiz. Şu anda şu kadarını söyleyebilirim ki, aynı mekanizma günümüzün seküler toplumlarında bile işlemeye devam ediyor. Bu toplumlarda insanlar liderleri ve prestijli insanları görmek, hatta onlara ‘dokunmak’, giysilerinin veya eşyalarının bir parçasını almak isterler. Bu insanların gözünde onların etrafında özel bir temsil aurası vardır. 
4. Çünkü ‘yüksektekinin’ temsili gözlerin seviyesinden, bakışların normal hizasından yukarı doğru gider. ‘Yüksektekiler’ iyiliğe, bilgeliğe ve güce ‘sahip’ kişiliklerdir. Hiyerarşiler, güçler, bayraklar ve devlet ‘yüksektedir.’ Ve biz sıradan ölümlüler güce yaklaşmak için ne pahasına olursa olsun sosyal merdivende ‘yükselmek’ zorundayızdır. Başımızın ‘yüksekte’, ayaklarımızın  yerde çakılı olduğu içsel temsilimizle örtüşen bu mekanizmalar tarafından yönetiliyor olmamız ne kadar kötü. Bu şeylere inandığımızda ne kadar kötü bir haldeyiz (ve bunlara inanıyoruz çünkü içsel temsilimizde gerçeklikleri var). Dış bakışımızın içsel bakışın önemsenmeyen yansımasından başka birşey olmaması ne kötü.

 

XVII. Güç’ün Kaybı ve Bastırılması

1. En büyük enerji boşalımları kontrolsüz hareketlerden doğar. Bunlar kontrolsüz hayal gücü, denetimsiz merak, itidalsiz konuşma, ölçüsüz cinsellik, aşırı algıdır (abartılı ve amaçsız bir şekilde bakmak, duymak, tatmak vs). Ancak şunu da kabul etmek zorundasın ki çoğu insan bu şekilde hareket eder çünkü aksi takdirde acı verici olacak olan gerilimlerini bu şekilde boşaltırlar. Bunu ve bu boşaltımların gördüğü işlevi göz önünde bulundurduğunda, bunları baskılamanın makul olmadığı, bunları düzenlemenin daha iyi olduğu konusunda benimle aynı fikirde olacaksındır.
2. Cinselliğe gelince şunu doğru bir biçimde yorumlamak zorundasın: Bu işlev bastırılmamalıdır. Aksi takdirde bu baskı işkenceye ve içsel çelişkiye neden olur. Cinsellik kendini cinsel eyleme yönlendirir ve onunla tamamlar ama hayal gücünü etkilemeye devam etmesi veya obsesif bir şekilde sahip olunacak yeni bir nesne araması uygun değildir. 
3. Cinselliğin belli bir sosyal veya dinsel ‘‘ahlak’’ tarafından kontrolü evrimle çelişen amaçlara hizmet etti.
4. Bastırılmış toplumlarda Güç (iç beden duyumunun temsilinin enerjisi) karanlığa doğru alçalmış ve o toplumlarda ıstıraptan ve hayatın ve güzelliğin mahvedilmesinden hoşlanan ‘cinliler’, ‘cadılar’, kafirler ve her türden suçlularla ilgili vakaların sayısı artmıştır. Bazı kabile ve medeniyetlerde hem idam edenler, hem de idam edilenler arasında suçlular vardı. Diğer bazı durumlarda ise bilimle ve ilerlemeyle ilgili ne varsa, mantıkdışına, karanlığa ve baskıya karşı geldiği için ezilmiştir.
5. Hem bazı ilkel toplumlarda, hem de ‘ileri medeniyet’ diye adlandırılan toplumlarda seks bastırılmaya devam ediyor. Bu iki durumun kökenleri farklı olsa da, ikisinin de çok yıkıcı olduğu açıktır.
6. Eğer benden daha fazla açıklama istiyorsan derim ki seks aslında kutsaldır; hayatın ve tüm yaratıcılığın geldiği merkezdir. Aynı şekilde, eğer işleyişi düzenlenmemişse tüm yıkımların kaynağı da orasıdır.
7. Seksten aşağılık birşeymiş gibi bahsederek hayatı zehirleyenlerin yalanlarına asla inanma. Aksine onda güzellik vardır ve onun en güzel sevgi hisleriyle ilişkili olması da boşuna değildir.
8. O halde dikkatli ol, onu nezaketle yaklaşılması gereken muhteşem bir mucize olarak kabul et ve onu yaşam enerjisinin çelişki ve parçalanma kaynağı haline getirme.

 

XVIII. Güç’ün Etki ve Tepkisi

Daha önce açıkladım: ‘‘Kalbinde büyük bir güç, neşe ve iyilik bulduğunda veya kendini çelişkilerden uzak ve özgür hissettiğinde hemen içinden şükret.’’
1. ‘‘Şükretmek’’ bir imgeyle, bir temsille ilişkili pozitif ruh hallerini yoğunlaştırmak demektir. Eğer önceden bu şekilde ilişkilendirilmiş pozitif hallerin varsa, kendini zor bir durumda bulduğunda o temsili uyandırabilirsin ve böylece daha önce ona eşlik eden şey ortaya çıkacaktır. Üstelik bu zihinsel ‘yükleme’ tekrar yoluyla arttırılabildiği için, belirli durumların empoze edebileceği negatif duyguları giderme yeteneğine sahiptir.
2. İçinde çok sayıda pozitif haller biriktirdikçe, istediğin herşey faydası giderek artan şekilde içinden sana dönecektir. Bu mekanizmanın, dualara ve isteklere yanıt vereceklerini sanarak nesneleri, kişileri ve ‘yansıtılan’ içsel varlıkları ‘dışsal olarak yükleme’ amacıyla (yanlış bir şekilde) kullanıldığını tekrarlamama gerek yok.

 

XIX. İçsel Haller

Şimdi hayatın boyunca ve özellikle de yaptığın evrimsel çalışma sürecinde kendini içinde bulabileceğin içsel halleri yeterince algılayabilmen gerekiyor. Bu halleri tanımlamak için kullanabileceğim tek şey imgeler (bu örnekte, alegoriler). Bana öyle görünüyor ki bu imgeler karmaşık ruh hallerini ‘görsel’ olarak yoğunlaştırma erdemine sahipler. Bu halleri tek bir sürecin içindeki ayrı anlar olarak birbirleriyle ilişkilendirme şeklindeki özgün yaklaşım, normalde bu tür şeylerle ilgilenen kişilerden alışık olduğumuz tipik parçalı tanımları bırakmak anlamına geliyor.
1. Daha önce bahsettiğim ve ‘‘dağılan canlılık’’ olarak adlandırılan ilk halde anlamsızlık hakimdir. Herşeyi yönlendiren şey fiziksel gereksinimlerdir fakat bu ihtiyaçlar çoğu kez çelişkili arzularla ve imgelerle karıştırılır. Buradaki güdülerde ve işlerde karanlık vardır. Bu hal içindeyken türlü biçimler arasında kaybolup bir ot gibi kalır insan.  Bu noktadan sadece iki yolla evrimleşilebilir: Ölüm yolu veya mutasyon yolu.
2. Ölüm yolu seni kaotik ve karanlık bir manzarayla yüzleştirir. Eskiler bu manzarayı biliyorlardı ve onu hemen her zaman ‘yeraltına’ veya uçurumların derinliklerine koydular. Ve bazıları da aydınlık seviyelerde ‘dirilmek’ için bu krallığı ziyaret ettiler. Ölümün ‘‘altında’’ dağınık canlılığın olduğunu iyi anla. İnsan zihni ölümdeki parçalanmayı ölüm sonrasındaki dönüşüm olaylarıyla ilişkilendiriyor olabilir veya belki de bu dağılım hareketini doğum öncesiyle ilişkilendiriyor. Eğer yönün yükselişe doğruysa, ‘ölüm’ önceki aşamanın sona ermesi anlamına gelir. Ölüm yoluyla başka bir hale yükselinir.
3. Oraya varınca Gerileme mekanı bulunur. Oradan iki yol açılır: Pişmanlığın yolu ve daha önce yükselmek için kullandığın yol, yani Ölümün yolu. Eğer birinci yolu seçersen geçmiş hayatınla ilişkini kesme eğiliminde olduğundandır. Eğer ölüm yolunu seçip gerilersen kapalı bir döngüde olduğun hissi içinde çukura düşersin.
4. Daha önce sana çukurdaki canlılıktan kurtulmak için kullanabileceğin başka bir yol daha olduğunu söylemiştim ve o da mutasyon yoludur. Eğer bu yolu seçersen, bunun nedeni içinde bulunduğun acı verici durumdan çıkmak istemen ama o durumun görünüşteki bazı faydalarından da mahrum kalmak istememendir. Dolayısıyla, ‘eğri’ diye nitelenen sahte bir yoldur bu. O virajlı geçidin derinliklerinden çok sayıda canavar çıkmıştır. Onlar cehennemleri bırakmadan cennetleri saldırıyla ele geçirmek istediler ve dolayısıyla ara dünyaya sonsuz bir çelişki yansıttılar.
5. Ölüm krallığından yükselerek ve bilinçli pişmanlıkla artık Eğilim mekanına vardığını varsayıyorum. Bu mekanı destekleyen iki direk vardır:  Muhafaza ve Hayal Kırıklığı. Muhafaza ediş sahte ve istikrarsızdır. Oradan yürürsen kendini kalıcılık fikrine inandırırsın ama gerçekte hızla alçalırsın. Eğer Hayal Kırıklığı yolunu tutarsan yükselmen acılı olur ama bu sahte olmayan tek yoldur.
6. Başarısızlık ardına başarısızlıklardan sonra, ‘Sapma mekanı’ denen sıradaki mola yerine varırsın. Şimdi önünde duran iki yola dikkat et: Ya Azim yoluna girersin ki bu yol seni Üretim’e götürür ya da Dargınlık yoluna girersin ki o da seni tekrar Gerileme’ye doğru alçaltır. Orada bir ikilemle karşılaşırsın: Ya bilinçli yaşam labirentinde karar kılarsın (ve bunu Azimle yaparsın) ya da dargın bir şekilde önceki hayatına geri dönersin. Burada kendini aşamayıp da olasılıklarını tüketenler çoktur.
7. Azimle yükselen sen şu anda ‘Üretim’ olarak bilinen mekanda bulunmaktasın. Orada üç kapı var: Birisi ‘Düşüş’, diğeri ‘Niyet’ ve üçüncüsü ‘Değersizleştirme.’ Düşüş seni doğrudan derinliklere götürür ve sadece dışsal bir tesadüf seni buna itebilir. Bu kapıyı seçmen zordur. Fakat Değersizleştirme kapısı seni doğrudan çukura götürür ve kaybedilen, feda edilen herşeyi tekrar tekrar incelediğin çalkantılı bir spiralde geri geri gidersin. Seni Değersizleştirme’ye götüren bu bilinç incelemesi, karşılaştırdığın bazı şeyleri küçümsediğin ve saptırdığın sahte bir incelemedir elbette. Yükselme çabasını o terk ettiğin ‘faydalarla’ karşılaştırırsın. Ama eğer durumu daha yakından incelersen, terk ettiğin şeyleri yükseliş için değil başka nedenlerle terk ettiğini göreceksin.  Bu yüzden, yükselişle alakasız görünen nedenler saptırıldığında Değersizleştirme başlar. Şimdi soruyorum: Zihne ihanet eden nedir? Başlangıçtaki şevkin sahte sebepleri mi acaba? İşin zorluğu mu? Hiç yapılmamış veya başka nedenlerle yapılmış fedakarlıkların sahte anıları mı?  Şimdi şunu söyleyip sorayım: Bir süre önce evin yandı.  Yükselmeyi bu yüzden seçtin. Yoksa şimdi bu yükselişi seçtiğin için mi evinin yandığını düşünüyorsun? Peki etrafındaki evlere ne olduğuna baktın mı hiç?... Şüphesiz ki Niyet kapısını seçmen gerekiyor.
8. Niyet’in merdivenlerini tırmandığında istikrarsız bir kubbeye varacaksın. Oradan ‘‘Değişkenlik’’ olarak tanıyacağın dar ve kıvrımlı koridora yönel. Buradan geniş ve boş (platform gibi) bir mekana varacaksın. Bu mekanın adı: ‘‘Enerjinin Açık Mekanı’’dır.
9. Bu mekandaki engin ve ıssız manzaradan ve hareketsiz devasa yıldızlarla şekil değiştirmiş gecenin ürkütücü sessizliğinden korkabilirsin. Orada, tam başının üzerinde, Siyah Ay’ın imalı şeklinin gökkubbeye sabitlendiğini göreceksin... Güneş’in tam karşısında, tutulmuş, esrarengiz bir Ay. Orada sabırla ve inançla şafağı beklemelisin çünkü sükunetini korursan kötü birşey olmaz.
10. Bu durumda, oradan acil bir çıkış bulmak istersin. Eğer bu olursa, ihtiyatlı olup gündüzü beklemek yerine karanlıkta herhangi bir yere yönelebilirsin. Hatırlamalısın ki oradaki (karanlıktaki) her hareket sahtedir ve genel olarak ‘Doğaçlama’ diye adlandırılır. Şu anda sana söylediğimi unutup da doğaçlama hamleler yapmaya başlarsan, emin ol ki bir hortum seni patikalar ve mekanlar arasından dağılışın en karanlık dibine sürükleyecektir.
11. İçsel hallerin birbirine zincirli olduklarını anlamak ne kadar da zor oluyor! Bilincin katı mantığını görebilseydin anlardın ki bu tanımlanan durumda her kim körlemesine doğaçlar ise kaçınılmaksızın kendini ve diğerlerini değersizleştirmeye başlar; sonra hayal kırıklığı duyguları gelir, kişi Dargınlığa ve Ölüme doğru düşer ve bir gün kişinin algılamayı başardığı herşeyi unuttuğu bir an gelir.
12. Eğer o düzlükte gündüze ulaşmayı başarırsan, parlak Güneş gözlerinin önünde doğacak ve ilk kez gerçekliği aydınlatacaktır. O zaman göreceksin ki var olan her şeyde bir Plan vardır.
13. Karanlığa ışık götürmek için daha karanlık bölgelere alçalmayı gönüllü olarak istemedikçe oradan düşmen zordur.
Bu konuları daha fazla açıklamanın faydası yok çünkü deneyim olmazsa yapılan açıklamalar gerçekleştirilebilir olanı hayal alanına taşıyarak yanıltıcı etki yapar. Buraya kadar söylenenler işe yarasın. Şu ana kadar açıklananları faydalı bulmasan bile neye itiraz edebilirsin ki? Çünkü aynadaki görüntü, yankının sesi, gölgenin gölgesi gibi olan kuşkuculuk açısından hiçbir şeyin bir temeli veya nedeni yoktur.

 

XX. İçsel Gerçeklik

1. Söylediklerimi düşün. Bunlarda yalnızca alegorik fenomenleri ve dışsal dünyanın manzaralarını sezebilirsin. Ama bunlarda zihinsel dünyanın gerçek tanımları da vardır. 
2. Yürüyüşün sırasında geçtiğin ‘yerlerin’ bir tür bağımsız varlığı olduğunu da sanmamalısın. Benzer yanlış anlayışlar pek çok zaman derin öğretileri karartmıştır ve bu yüzden bugün bile bazıları cennetlerin, cehennemlerin, meleklerin, şeytanların, canavarların, büyülü şatoların, uzak şehirlerin ve benzer şeylerin ‘aydınlanmışlar’ için gözle görülür bir gerçekliği olduğunu sanıyor. Bu şeyleri yalnızca ateşli zihinlerin deneyimlediği illüzyonlar ve halüsinasyonlar olarak kabul eden cahil kuşkucular aynı önyargıya, ama zıt yorumla, sahiptiler.
3. Tekrar etmeliyim ki, her ne kadar dış dünyaya ait nesnelerle sembolize edilseler de, tüm bunların gerçek zihinsel durumlarla ilgili olduğunu anlaman gerekir.
4. Söyleneni dikkate al ve bazen zihni yoldan çıkaran fakat bazen de temsil olmaksızın anlaşılması imkansız gerçeklikleri tercüme eden alegorilerin arkasındaki gerçeği keşfetmeyi öğren.
Farklı halkların sayısız kahramanlarının ulaşmak istedikleri tanrıların şehirlerinden bahsedildiğinde, tanrıların ve insanların farklı bir biçimselliği olan orijinal halde bir arada yaşadıkları bir cennetten bahsedildiğinde, düşüşlerden ve tufanlardan bahsedildiğinde, büyük içsel gerçekler söyleniyordu.
Sonra kurtarıcılar mesajlarını getirdiler ve bize, o kayıp nostaljik bütünlüğü yeniden kurmak için çift doğalı olarak geldiler. O zaman da büyük içsel gerçek söylendi.
Ancak tüm bunlar zihnin dışına yerleştirerek söylendiğinde hata yapılıyordu veya yalan söyleniyordu.
Bunun tam aksine, dışsal dünyanın içsel bakışla karıştırılması, bu bakışı yeni yollar katetmeye zorlamaktadır.
Dolayısıyla, bu çağın kahramanı yıldızlara doğru uçuyor. Daha önce bilinmeyen bölgelerden geçerek uçuyor. Kendi dünyasının dışına doğru uçuyor, bilmeden içsel ve aydınlık merkeze itiliyor.